Connect with us

Edebiyat

Çavdar Tarlasında Çocuklar Jerome David Salinger

Published

on

Çavdar Tarlasında Çocuklar Jerome David Salinger

Uzun öykü biçiminde yazılan kitap 2. Dünya Savaşı yıllarında yazılmış, yazarın ilk kitabıdır. Okulundan atılmış, derslerinde başarısız bir çocuğun 3 gün boyunca kaçış serüveninin anlatıldığı Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabında ailesiyle sorun ve ergenlik bunalımı yaşayan bir çocuğun hikayesidir.

Kaçışın Hikayesi

Kahramanımız Holden Noel haftasında okuldan atılır. Haylaz ve yaramaz bir çocuk olmamasına rağmen çok tembel ve derslerinde başarısız bir çocuktur.

Okuldan atılması bir yana bunu ailesine nasıl anlatacağı korkusuyla eve gitmekten vazgeçer. Eskiden tanıdığı bir tarih öğretmeni olan Mr.Spencer’in yanına gitmeye karar verir.

Ama kendini hiçbir yerde rahat hissetmez. Sürekli huzursuzluk içindedir. Aslında kaçmaya karar vermiştir ama bunu sağlam bir temele dayandırmak ister.

Tekrar kaldığı okulun yurduna gider. Okulda kimi gördüyse hepsiyle tartışır, küfreder ve kavga çıkarır ve okuldan çıkar. İçki alır, içer ve sarhoş bir şekilde New York sokaklarında bağıra bağıra dolaşmaya başlar.

Gece kalmak için bir oda bulur ve kendisine gecelik kadın bulması için bir de kadın satıcısı bulur. O geceyi sakin ve sorunsuz geçirir. Ancak eski sevgilisini arayıp ta terk edilince yine başlar etrafa küfürle savurmaya.

Parası biten Holden eve kız kardeşinin yanına gider ailesini evde bulamaz ve kız kardeşinden aldığı paralarla tekrar sokaklara döner.

Holden ne yapacağını düşünürken, okulundan bir hoca olan Mr. Antolini’yi ziyarete gider. Mr. Antolini Holden’a çok sıcak ve sevecen davranır.

Ona birçok nasihatlerde bulunur. Holden biraz rahatlamış birazda yorgunluğun etkisiyle orada uykuya dalar.

Her şeyin Başı Sevgi

Holden uyandığında gördükleri karşısında çok şaşırır. Öğretmeninin yüzünü okşadığını görür. Öğretmeninin kesinlikle bir eş cinsel olduğunu düşünerek oradan da hızla kaçar ve uzaklaşır.

Bir tren istasyonuna sığınır. Geceyi tren istasyonunda geçirir ve uyanır uyanmaz kız kardeşinden aldığı parayı geri vermesi gerektiğini düşünür.

Onu geri verdikten sonra kendi başına yeni bir hayat kurmaya karar verir. Ancak evinde kız kardeşi de mutlu değildir o da onun gibi kaçmaya karar vermiştir.

Okula dönen Holden kız kardeşine onu beklediğini bildiren bir not gönderir. Kız kardeşi buluşma yerine geldiğinde ona kaçmak istediğini söyler ancak Holden bunu kabul etmez ve ikisi birlikte kaçma macerasına son verirler.

Jerome David Salinger bu eserinde ergen yaşta çocukları bulunan ailelere çocuklara nasıl davranılması gerektiği konusunda mesajlar vermektedir.

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Edebiyat

Kuşlar Yasına Gider

Published

on

By

kuslar-yasına-gıder-kıtap

Hasan Ali Toptaş, diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabını da benzersiz sadelikte ve akıcılıkta yazmış. Tek seferde okuyup bitirebileceğiniz kolaylıkta bir kitap olmuş. Hadi yazarın en güzel eserlerinden biri olan Kuşlar Yasına Gider kitabını özetleyelim.

Aziz gençliğinde çalışmayı çok seven ve minibüslere düşkün bir adamdır. Aldığı minibüslerde sabah akşam demeden kasabada sürekli kendine yapacak bir iş bulur. Fakat sonra nedendir bilinmez minibüslerini satarak bir tırda şoförlük yapmaya başlar. Devamlı uzun yollara, farklı ülkelere gitmektedir. Aziz’in tır şoförlüğü üzücü ve kalıcı hasarlar bırakan bir kaza sonucu sona erir ve kaza sonucunda bir bacağını kaybeder. Sağlığı devamlı bozulan ve her geçen gün yürümekte zorlanan Aziz, doktor doktor derman aramaya başlar. Oğlu da tabi ki her zaman yanında ve o doktor senin bu doktor benim babasını şifa bulması için taşır. Genç adam babasını tedavi için Ankara’ya getirir. Onu tedavi merkezine her gün getirip götüren oğluna Aziz bir gün beklememesini kendisini bırakıp gitmesini söyler. Oğlu istemeye istemeye de olsa babasını tedavi merkezine bırakıp çıkışta gelmek üzere oradan ayrılır. Merkeze döndüğünde ise babasının erkenden çıktığını öğrenir ve bir telaş her yerde babasını arayan oğlu bir telefon ile babasının nerede olduğunu öğrenip yanına gider. Babasının yanına gittiğinde onu perişan halde üstü başı kirlenmiş bulunca telaşı daha çok artar. Babası da ona bir süs havuzuna düştüğünü ve kimseciklerin yardım etmediğini anlatır ve eve gelirler. Ertesi sabah Aziz burada kalmak istemediğini ve oğlundan kendisini memleketine götürmesini ister. Genç adam ne yaparsa yapsın babasını ikna edemez ve babasını alarak memleketine götürür.

Kuşlar Yasına Gider Kitap Açıklaması

Pırıl pırıl ışıyan Türkçesiyle Hasan Ali Toptaş,

Kuşlar Yasına Gider’de romancılığına yeni bir boyut katıyor: anlatmıyor, söylemiyor; nefeslendiriyor.

Kadirşinas otlarının mırıltısını, of dememenin ilmini, eldeyken kıymetini bilmenin erdemini, ömürden giden

günlerin sabrını okudukça zihnimiz, gönlümüz havalanıyor.

“Babalar, alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır” sözü yankılanıyor kulaklarımızda.

Kuşlar Yasına Gider; atların koşması kadar doğal, kaleme iç çektirecek kadar merhametli bir roman.

“Toptaş’a yazarlık âdeta bahşedilmiştir.”

Andrew Rşemer, Sydney Morning Herald

“Zaten o yıllarda burnumuzun ucunda gezinen bir mazot kokusuydu babam, kulağımızda çınlayan uzak bir motor sesiydi ve az evvel dediğim gibi, gitti mi gelmek bilmezdi bir türlü.”

Continue Reading

Edebiyat

Delifişek

Published

on

By

delıfısek-kıtap-ozetı

Şeker Portakalı ve Güneşi Uyandıralım kitaplarını okuduysanız serinin devamı olan bu kitabı da okumamız gerekiyor. Bakalım Zeze bu kitapta neler yaşıyor.

Zeze, artık büyümüş ve yetişkin sorunlarıyla başa çıkmaya çalışmaya başlamıştır. Üstelik küçükken sorunlarını çözmesine yardım eden şeker portakalı ağacı, kalbinde yaşayan kurbağası veya hayali film yıldızı arkadaşı artık yoktur ve bütün sorunlarıyla tek başına mücadele etmek zorundadır. Artık on sekiz yaşında olan Zeze’nin geleceğini düşünmeye başlaması gerekirken onun tek düşündüğü yüzmek ve kızlardır. Babası onu büyümesine rağmen hala görmezden gelmektedir, fakat ona ne yapması gerektiğini söylemeye devam eder. Artık geleceği ile ilgili olarak plan yapması gerekmektedir. Fakat ne olması gerektiğini bilmeyen Zeze, okulu bırakarak bir gemide çalışmaya karar verir. Okulu bıraktığında her şey o kadar kötüdür ki, tek tutkusu olan yüzme ile kendini öldürmeye karar verir. Kıyıdan yüzmeye başlar ve gidebildiği kadar ileri yüzer. Fakat bir balıkçı teknesi onu farkettiğinde ölmeyi bile beceremediğini düşünerek geldiği gibi kıyıya geri döner. Eve döndüğünde kimse bir problemi olduğunu anlamamış, nasıl olduğunu sormamıştır. Zaman böylece geçip gider ve Zeze tam yirmi yaşına girer. Artık koca bir delikanlı olsa da hala genç kızlara kur yapmaktan başka işi gücü yoktur. Bir gün Zeze, en yakın arkadaşı Tarcisio’dan küçükken Zeze’ye sarkıntılık yapan ve o zamanlar hayli çirkinken, şimdilerde oldukça güzelleşmiş olan Sylvia’ın geri döndüğünü haber verir. Zeze hemen onu görmeye gitmeye karar verir ve eve gidip hazırlanmaya başlar. Zeze, Sylvia’yı görmeye gittiğinde başta pek hoş karşılanmasa da, zaman geçtikçe ikisi de birbirlerini çok sever ve çok güzel zaman geçirirler. Her şey böylesine iyi giderken, işler Zeze’nin babasından hasta olduğunu öğrenmesiyle giderek kötüleşir. Babası üç ay içinde ameliyat olacaktır ve günden güne kötüye gitmektedir. Zeze buna çok üzülmektedir ama yapacak bir şeyi yoktur ve elinden bir şey gelmez. Fakat bir gün babası, Zeze’den Sylvia ile ayrılmasını ister. Zeze hiç sesini çıkarmadan bu isteğini kabul eder, fakat içi kan ağlayarak bu isteği yerine getirir. Zeze bir gemide iş bulup, uzun süre çalışıp para biriktirdikten sonra geri dönüp Sylvia’yı da alarak uzak yerlere kaçmaya karar verir ve birlikte kaçarak çok uzaklara giderler.

Delifişek Kitap Açıklaması

Brezilyalı Jose Mauro de Vasconcelos’un, kendi yaşam kesitlerinden yola çıkarak yazdığı Şeker Portakalı’nı, Türkiye’de yediden yetmişe herkes yıllardır severek okuyor. Romanın kahramanı olan küçük Zeze, çocukların olduğu kadar büyüklerin de yüreklerinde yer etmeyi becermiş sevgili bir çocuktur. Şeker Portakalı’nın ikinci bölümü olan Güneşi Uyandıralım’da sevgili Zeze biraz daha büyümüştür.

Küçüklüğündeki biricik dostu Şeker Portakalı fidanı yoktur artık. Onun yerini yeni bir dost almıştır: yüreğinde yer eden sevgili bir kurbağa’dır bu yeni dost. Dizinin üçüncü kitabı olan Delifişek’te ise Zeze’yi daha da büyümüş bulacaksınız. Yeniyetmelikten çıkmakta, tam bir delikanlı olmaktadır. Yaşamın katı gerçekleriyle yüzyüzedir artık. Haklarını arayan, özgürlüğünü yaratmaya çalışan biridir Zeze.

Continue Reading

Edebiyat

Mecburiyet

Published

on

By

mecburıyet-kıtap

Stefan Zweig, her eserini heyecan ve sabırsızlıkla elime aldığım ve okudukça hayran kaldığım, beni hiç hayal kırıklığına uğratmayan yazarlar arasında. Savaş karşıtlığı, vatana bağlılık duygusu, zorunlu askerlik konularında ülkemizde de kendini askerliğe mecbur tutulduğunu hisseden veya zorunlu askerlikten kaçmak için yurt dışına çıktığı konuşulan genç ve eğitimli bir kesim var. Doğruluğu yanlışlığı bir tarafa güncel tartışmalardan biri bu. Mecburiyet kitabında Ressam Ferdinand üzerinden yazarın, savaş hakkındaki fikirlerini okuyoruz. Eser, kahramanın iç dünyasındaki gel gitleri ustaca anlatabilmede ki başarısı kadar yazarın savaş karşıtı fikirlerini anlatmak için bir zemin olarak kullanılması yönüyle ilginç. 1942 yılında yazar, savaş karşısında ümitsizliğe kapılarak karısı ile birlikte intihar edecektir. Savaştan kaçıp karısıyla beraber sanatına ve İsviçre’ye gelerek bir göle sığınan kahramanımız Ferdinand aslında onu askere çağıracak mektubu almadan önce onun geleceğinden emin huzursuzca beklemeye başlar.

Mecburiyet Kitap Açıklaması

Savaş karşıtı görüşleriyle tanınan Zweig I. Dünya Savaşı boyunca bu görüşlerini yaymayı kendine misyon edinmişti. Avrupalı ve “dünya vatandaşı” kimliğine büyük değer veren yazar, yapıtlarında savaşın yıkıma uğrattığı “eski dünya”nın değerlerinin kayboluşunu büyük ölçüde dert edinmiştir. Mecburiyet ’in ana karakteri ressam Ferdinand da savaş sırasında askere alınmamak için İsviçre’ye kaçmıştır. Bir gün askerliğe elverişliliğinin tespiti için konsolosluğa davet edildiğinde, karısının şiddet karşıtı duruşuna ihanet etmemesi yolundaki telkinlerine karşın kendini gitmek zorunda hisseder. Görev duygusu, savaş karşıtı düşünceleri ve karısına duyduğu sevgi arasında sıkışıp kalmıştır. Ferdinand her ne kadar “insanlığın ötesinde bir vatanı” olmasa da, “yirmi milyon insanı boğan o zinciri” kıramayacağını düşünür..

Continue Reading

Popüler Kitaplar

Copyright © 2018 KitapNews.com - Yeni Çıkan Kitaplar, Çok Satan Kitaplar Hakkında Bilgiler.