Connect with us

Edebiyat

Delifişek

Published

on

delıfısek-kıtap-ozetı

Şeker Portakalı ve Güneşi Uyandıralım kitaplarını okuduysanız serinin devamı olan bu kitabı da okumamız gerekiyor. Bakalım Zeze bu kitapta neler yaşıyor.

Zeze, artık büyümüş ve yetişkin sorunlarıyla başa çıkmaya çalışmaya başlamıştır. Üstelik küçükken sorunlarını çözmesine yardım eden şeker portakalı ağacı, kalbinde yaşayan kurbağası veya hayali film yıldızı arkadaşı artık yoktur ve bütün sorunlarıyla tek başına mücadele etmek zorundadır. Artık on sekiz yaşında olan Zeze’nin geleceğini düşünmeye başlaması gerekirken onun tek düşündüğü yüzmek ve kızlardır. Babası onu büyümesine rağmen hala görmezden gelmektedir, fakat ona ne yapması gerektiğini söylemeye devam eder. Artık geleceği ile ilgili olarak plan yapması gerekmektedir. Fakat ne olması gerektiğini bilmeyen Zeze, okulu bırakarak bir gemide çalışmaya karar verir. Okulu bıraktığında her şey o kadar kötüdür ki, tek tutkusu olan yüzme ile kendini öldürmeye karar verir. Kıyıdan yüzmeye başlar ve gidebildiği kadar ileri yüzer. Fakat bir balıkçı teknesi onu farkettiğinde ölmeyi bile beceremediğini düşünerek geldiği gibi kıyıya geri döner. Eve döndüğünde kimse bir problemi olduğunu anlamamış, nasıl olduğunu sormamıştır. Zaman böylece geçip gider ve Zeze tam yirmi yaşına girer. Artık koca bir delikanlı olsa da hala genç kızlara kur yapmaktan başka işi gücü yoktur. Bir gün Zeze, en yakın arkadaşı Tarcisio’dan küçükken Zeze’ye sarkıntılık yapan ve o zamanlar hayli çirkinken, şimdilerde oldukça güzelleşmiş olan Sylvia’ın geri döndüğünü haber verir. Zeze hemen onu görmeye gitmeye karar verir ve eve gidip hazırlanmaya başlar. Zeze, Sylvia’yı görmeye gittiğinde başta pek hoş karşılanmasa da, zaman geçtikçe ikisi de birbirlerini çok sever ve çok güzel zaman geçirirler. Her şey böylesine iyi giderken, işler Zeze’nin babasından hasta olduğunu öğrenmesiyle giderek kötüleşir. Babası üç ay içinde ameliyat olacaktır ve günden güne kötüye gitmektedir. Zeze buna çok üzülmektedir ama yapacak bir şeyi yoktur ve elinden bir şey gelmez. Fakat bir gün babası, Zeze’den Sylvia ile ayrılmasını ister. Zeze hiç sesini çıkarmadan bu isteğini kabul eder, fakat içi kan ağlayarak bu isteği yerine getirir. Zeze bir gemide iş bulup, uzun süre çalışıp para biriktirdikten sonra geri dönüp Sylvia’yı da alarak uzak yerlere kaçmaya karar verir ve birlikte kaçarak çok uzaklara giderler.

Delifişek Kitap Açıklaması

Brezilyalı Jose Mauro de Vasconcelos’un, kendi yaşam kesitlerinden yola çıkarak yazdığı Şeker Portakalı’nı, Türkiye’de yediden yetmişe herkes yıllardır severek okuyor. Romanın kahramanı olan küçük Zeze, çocukların olduğu kadar büyüklerin de yüreklerinde yer etmeyi becermiş sevgili bir çocuktur. Şeker Portakalı’nın ikinci bölümü olan Güneşi Uyandıralım’da sevgili Zeze biraz daha büyümüştür.

Küçüklüğündeki biricik dostu Şeker Portakalı fidanı yoktur artık. Onun yerini yeni bir dost almıştır: yüreğinde yer eden sevgili bir kurbağa’dır bu yeni dost. Dizinin üçüncü kitabı olan Delifişek’te ise Zeze’yi daha da büyümüş bulacaksınız. Yeniyetmelikten çıkmakta, tam bir delikanlı olmaktadır. Yaşamın katı gerçekleriyle yüzyüzedir artık. Haklarını arayan, özgürlüğünü yaratmaya çalışan biridir Zeze.

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Edebiyat

Kuşlar Yasına Gider

Published

on

By

kuslar-yasına-gıder-kıtap

Hasan Ali Toptaş, diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabını da benzersiz sadelikte ve akıcılıkta yazmış. Tek seferde okuyup bitirebileceğiniz kolaylıkta bir kitap olmuş. Hadi yazarın en güzel eserlerinden biri olan Kuşlar Yasına Gider kitabını özetleyelim.

Aziz gençliğinde çalışmayı çok seven ve minibüslere düşkün bir adamdır. Aldığı minibüslerde sabah akşam demeden kasabada sürekli kendine yapacak bir iş bulur. Fakat sonra nedendir bilinmez minibüslerini satarak bir tırda şoförlük yapmaya başlar. Devamlı uzun yollara, farklı ülkelere gitmektedir. Aziz’in tır şoförlüğü üzücü ve kalıcı hasarlar bırakan bir kaza sonucu sona erir ve kaza sonucunda bir bacağını kaybeder. Sağlığı devamlı bozulan ve her geçen gün yürümekte zorlanan Aziz, doktor doktor derman aramaya başlar. Oğlu da tabi ki her zaman yanında ve o doktor senin bu doktor benim babasını şifa bulması için taşır. Genç adam babasını tedavi için Ankara’ya getirir. Onu tedavi merkezine her gün getirip götüren oğluna Aziz bir gün beklememesini kendisini bırakıp gitmesini söyler. Oğlu istemeye istemeye de olsa babasını tedavi merkezine bırakıp çıkışta gelmek üzere oradan ayrılır. Merkeze döndüğünde ise babasının erkenden çıktığını öğrenir ve bir telaş her yerde babasını arayan oğlu bir telefon ile babasının nerede olduğunu öğrenip yanına gider. Babasının yanına gittiğinde onu perişan halde üstü başı kirlenmiş bulunca telaşı daha çok artar. Babası da ona bir süs havuzuna düştüğünü ve kimseciklerin yardım etmediğini anlatır ve eve gelirler. Ertesi sabah Aziz burada kalmak istemediğini ve oğlundan kendisini memleketine götürmesini ister. Genç adam ne yaparsa yapsın babasını ikna edemez ve babasını alarak memleketine götürür.

Kuşlar Yasına Gider Kitap Açıklaması

Pırıl pırıl ışıyan Türkçesiyle Hasan Ali Toptaş,

Kuşlar Yasına Gider’de romancılığına yeni bir boyut katıyor: anlatmıyor, söylemiyor; nefeslendiriyor.

Kadirşinas otlarının mırıltısını, of dememenin ilmini, eldeyken kıymetini bilmenin erdemini, ömürden giden

günlerin sabrını okudukça zihnimiz, gönlümüz havalanıyor.

“Babalar, alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır” sözü yankılanıyor kulaklarımızda.

Kuşlar Yasına Gider; atların koşması kadar doğal, kaleme iç çektirecek kadar merhametli bir roman.

“Toptaş’a yazarlık âdeta bahşedilmiştir.”

Andrew Rşemer, Sydney Morning Herald

“Zaten o yıllarda burnumuzun ucunda gezinen bir mazot kokusuydu babam, kulağımızda çınlayan uzak bir motor sesiydi ve az evvel dediğim gibi, gitti mi gelmek bilmezdi bir türlü.”

Continue Reading

Edebiyat

Mecburiyet

Published

on

By

mecburıyet-kıtap

Stefan Zweig, her eserini heyecan ve sabırsızlıkla elime aldığım ve okudukça hayran kaldığım, beni hiç hayal kırıklığına uğratmayan yazarlar arasında. Savaş karşıtlığı, vatana bağlılık duygusu, zorunlu askerlik konularında ülkemizde de kendini askerliğe mecbur tutulduğunu hisseden veya zorunlu askerlikten kaçmak için yurt dışına çıktığı konuşulan genç ve eğitimli bir kesim var. Doğruluğu yanlışlığı bir tarafa güncel tartışmalardan biri bu. Mecburiyet kitabında Ressam Ferdinand üzerinden yazarın, savaş hakkındaki fikirlerini okuyoruz. Eser, kahramanın iç dünyasındaki gel gitleri ustaca anlatabilmede ki başarısı kadar yazarın savaş karşıtı fikirlerini anlatmak için bir zemin olarak kullanılması yönüyle ilginç. 1942 yılında yazar, savaş karşısında ümitsizliğe kapılarak karısı ile birlikte intihar edecektir. Savaştan kaçıp karısıyla beraber sanatına ve İsviçre’ye gelerek bir göle sığınan kahramanımız Ferdinand aslında onu askere çağıracak mektubu almadan önce onun geleceğinden emin huzursuzca beklemeye başlar.

Mecburiyet Kitap Açıklaması

Savaş karşıtı görüşleriyle tanınan Zweig I. Dünya Savaşı boyunca bu görüşlerini yaymayı kendine misyon edinmişti. Avrupalı ve “dünya vatandaşı” kimliğine büyük değer veren yazar, yapıtlarında savaşın yıkıma uğrattığı “eski dünya”nın değerlerinin kayboluşunu büyük ölçüde dert edinmiştir. Mecburiyet ’in ana karakteri ressam Ferdinand da savaş sırasında askere alınmamak için İsviçre’ye kaçmıştır. Bir gün askerliğe elverişliliğinin tespiti için konsolosluğa davet edildiğinde, karısının şiddet karşıtı duruşuna ihanet etmemesi yolundaki telkinlerine karşın kendini gitmek zorunda hisseder. Görev duygusu, savaş karşıtı düşünceleri ve karısına duyduğu sevgi arasında sıkışıp kalmıştır. Ferdinand her ne kadar “insanlığın ötesinde bir vatanı” olmasa da, “yirmi milyon insanı boğan o zinciri” kıramayacağını düşünür..

Continue Reading

Edebiyat

Gazap Üzümleri

Published

on

By

gazap-uzumlerı-kıtap

Kitap oldukça uzun olmasından dolayı biraz yavaş ilerlese de kesinlikle okumaya değer olduğunu düşünüyorum. Okunduğunda insanlara bir şeyler katan ve öğreten bir eserlerdendir. Hapisten çıkan Tom  tekrar başını belaya sokmamak için çaba gösteriyor. her türlü olaya gözlerini ve her söylenene kulağını kapatmış fakat bir kavgada hiç suçu yokken durduk yere kendine karışan çocuğu darp ederek öldürmüştür. İki yıldırlı hiç bir olaya karışmayan Tom iyi halden yararlanarak ceza almamıştır. Tek derdi ailesine kavuşmak ve onlarla hasret gidermekti. Evine yürüyerek gitmeyi planlayıp yola çıktıktan sonra bir kamyon rast gelir ve Tom kamyonla yoluna devam eder ama bir süre sonra şoförle anlaşamayıp kamyondan inip tekrar yürümeye başlar.  Evine geldiğinde ise ailesi yol hazırlığı içerisindedir. Bütün aile haber alamadıkları evlatlarını sapasağlam karşılarında gördükleri için çok mutludurlar. Tom’uda yanlarına alıp Kaliforniyaya gitmek üzere yola çıkmışlardır.

Gazap Üzümleri Kitap Açıklaması

John Steinbeck’in tartışmasız en büyük eseri olan ve ona Pulitzer ödülünü kazandıran Gazap Üzümleri, 1939’da ilk kez yayınladığında şok etkisi yaratmış ve büyük tartışmalara yol açmıştı. Tüm dünyayı etkileyen “Büyük Buhran” döneminde, tarımın kapitalisleşmesi ve krizler yüzünden yoksullaşan ve mülksüzleşen yığınların  ayakta kalma mücadelesinin anlatıldığı bu destansı romanda Steinbeck, açlık, sefalet ve zorbalık yüzünden evlerini terk edip yollara düşmek zorunda kalan binlerce işçi ailesinden birine odaklanıyor.

Boşa çıkan umutların, hüzne dönüşen sevinçlerin arasında insanlığın direncini ve onurunu çarpıcı bir dille anlatan, kapitalizmi iliklerine kadar eleştiren Gazap Üzümleri, 20 yüzyılın en önemli eserlerinden biridir.

Continue Reading

Popüler Kitaplar

Copyright © 2018 KitapNews.com - Yeni Çıkan Kitaplar, Çok Satan Kitaplar Hakkında Bilgiler.